ZihinCell

Serbest Düşünüm & Taşınım Ortamsalı

Ahenkle Dans

 Değişik bir çalışmayla daha (tam) karşınızdayım. Aşağıdaki cümleler 15-20 dakkada fırınlanmış olup hepsi kendi mamülümüzdür (1′i hariç). Öncesi yada sonrası olmadığı gibi sadece kendi çaplarında manalıdırlar, birbirleriyle de ilişkileri yoktur. KeSiNLikLE !!! Sesli okumanız gerekmektedir, yoxa vitamini kaçmaktadır. Okurken çevrenizde 1. dereceden akrabalarınız dışında birileri varsa ağzınızı açmadan önce iyi düşünün, karizmanızı durduk yere çizdirmeyin.

  • Roket gibi raket sallayan kriketçi 2 rekatta tarikata girdi
  • Yüzsüzlüğü yüzünden yüz liralık yüzüğünden olan yüzücü
  • Gülerken gül saçan Gülsüm’ün golü
  • Kızarken kızaran kız kıstırıldı
  • Yara bere içinde kalan bordo bereli habire birini paralıyodu
  • Devrik kral devrin en yüksek devirli merdaneli çamaşır makinesini devretti 
  • İş-aş-eş aşığı eşimin eşşeklik eşiği evlere şenlik
  • Kepenk indiren saçları kepekli kekeme esnaf kepek ekmeği kemirir
  • Ekmekle yemek yemek emek ister
  • Çakar çakmaz çakan çakmak :) tokai
  • Madam madem badem yiyecekti, neden adam çiğdem getirdi?
  • Hudutlarda dut yetiştiren haydut

Veee   ‘ Nefsin nefesi insana enfes gelir ‘ …. diye sosyal mesaj içeren sms’imi gözünüze sokmaktan gurur duyarım.

Benzer sesli/harfli kelimelerle cümleler kurmayı çook severim (sanattır bence), kurabilenleri görünce gözlerim açılır 0_0 . Bir sözcüğü bilindik manasından kopartıp sahip olduğu sesten yola çıkarak doğaçlama yeni anlamlar yükleyebilenler ztn kahramındırlar. Annemle bol bol böyle konuşuruz. O da kreatiftir gayet. Özellikle tv’de duyduğumuz laflara&olaylara (haber, reklam dizi, vs.. içindeki)  anında komedi-hicivsel versiyonlar uydurabiliriz.  Tabi benim kelime & genel kültür (boş bilgi) haznem overwhelming. Ben onun dediği herşeyi anlıyorum ama o benim dediklerimi dozajı ayarlamassam kaçırıyor.
Bi de hızlı konuşanlara bayılırım. Mest ederler şahsımı.. Mıymıy, 2 kıtıpiyoz cümleyi 30 sn’de bile kurmayı beceremeyenler direkt elenirler. Bana zeki insan lazım zekiii… Gayrisine dert anlatmakta zorlanıyorum. Sahi sen kimlerdensin?

DayanamıyoruM ArtıK !

Üff kimse beni anlamıyor, kendimi çok yanlız hissediyorum. Hani kalabalık içinde bulunsanız bile boşluk içinde duruyor gibi olursunuz  ya.. heh tam ondan işte.. kimin kapısını çaldıysam hep meşgul sesi verdiler, ama kim benimkini çalacak olsa gel buyur ettim. Hep terk edilen, kazık yiyen ben mi olmak zorundayım ya? Sadece ufacık bir gülüşe tav olabiliyorum, peki karşımdaki? Allem de etsem kallem de etsem tınlamıyor.. Bu dünyaya göre değilim galiba.  Çok yordunuz beni çoook. Kullanıldım durdum. Güvenilirmiş gibi gözüküp içten pazarlıklı tiplerden bıktım artık. Benim mi şanssızlığım acaba?!.. Ömer yerine ‘ParatOner’ diye değiştireceğim adımı.  İsyan etmeye hakkım var mı bilmiyorum ama ediyorum artık.   Zalim olacağım bundan sonra. Kimsenin beni üzmesine izin vermiyeceğim. Toleransım da olmayacak. İnsaf minsaf aramayın. Ben benim için yaşayacağım.  Başkalarını düşünmekten, onların işlerini görmekten kendimi heba etmişim onca zaman. Peki benim için kendini paralayan varmı? YOK ! .. demiştim yalnızım diye.. sağlamasını da yaptım işte.. :(

deeeermişim.. haha.. fake yazı yazdım.. yükselenim ikizler=multiple personality tuşum ON … İğrenç ilkel & basmakalıp cinsini yazığım şu yazının nette süslenmiş versiyonları ne kadar çok var….ııyyy.. ama millet öyle böyle döktürüyor ‘terk edildim, kazık yedim, depresyondayım, insanlık nerde’ edebiyatı üzerinden…şayet ben benzeri duygulara gark olursam hastaneye kaldırılmam gerekir 24 saat içinde. Dahada kötüsü, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir; nerden baksanız 6 ay öncesinden filizlenmiş olmalı bu saçma ruh halleri. Neyse ki saykonun önde gideni olmaya namzetim de not prone to emotional turbulance.  [not: bayan yazarmışım edasıyla yazdım, bi de o gözle okuyun bakim başarılı olmuş muyum? -ismimi zikrettiğim cümleyi sayma-  Pek de deneycell’imdir ayıptır sölemesi..]

Tatilya

Tatile neden yazın gidilir? Neden yazın tatile gidilir? Yıllık izinler neden sıcak zamanlarda kullanılır? Neden Ramazan’da yıllık izin kullanma fikrine ters bakılır? 1-2 haftalık Tatil tatil midir? Tatil illaki deniz, kum güneş ve sayfiye yerlerinde mi icra ediilmelidir? Neden insanlar güneşin altında kaba etlerini karartmaya çalışmaktadır? Zenciler dünyanın en güzel insanları mıdır? 30 yaşından sonra gençlikte yapılan tuzlu su+güneş banyoları seansları yüzünden exponansiyel bir cilt yaşlanmasına maruz kalacaklarını bilmemekte midirler? Serinlemek için denize girmek çare midir? Barlarda eğlenenler(!) tıpkı stand-up şovlara gidenler gibi eğlenme piskozuna girdiklerinin farkındalar mı? Basic instict ve akabinindeki olayların(?!) kısa sürmesi insanları tatmin etmekte midir?

Sprite’tan acı gerçekler: (özellikle) 40 yaş altı Evli çiftler nasıl plajlara gidebilmektedir? Bikini, klasik mayo, slip ve erkeklerin boxer vari bezlerin fonksiyonu nedir? Toplamda 4 avuç-içi miktarı kumaş nereyi örtmektedir? Hormonları normal çalışan bir erkeğin ecnebi & endamı yerinde bayanlarda aklı kalmaması mümkün müdür? O adamın karısı bu duruma aldırış etmemekte midir? Etmiyorsa burda bir yanlışlık yok mudur?

Evli çiftler nasıl plajlara gidebilmektedir? Aklı az-biraz çalışan bir erkek eşinin/kızının cıbıl haline etraftaki erkeklerin iştahla bakacağını kestirememekte midir? Kendiside aynı işi onların hanımlarına/kızlarına yaptığı için ‘halden’ anlamakta mıdır?

Çocuklu aileler plajlara nasıl gidebilmektedir?  Mümeyyiz çocuklar nitelik & nicelik olarak yüksek dozajlı jinsel içeriğe maruz kalmamakta mıdır? Veledin Psiko-seksüel gelişimi ambale olmamakta mıdır? Günlük hayatta mayo denilen safsatayla insanların karşına çıkılamazken nasıl oluyor da utanma duygusu mekana bağlı olarak rafa kaldırılmaktadır? Buna çocukken bile anlam veremeyen bi çocuk ben-miyimdir? Mümeyyiz klasmanını geçip genç erişkin(11-18) kıvamına ulaşmış vatandaşlar ile aileleri cıbıl cıbıl birlikte vakit geçirmekte değilmidirler? Oğul annesini, baba kızını, erkek kardeş ablasını, kız kardeş abisini, abi kız kardeşini 4 avuç-içilik ince bezle yamanmış görünce bi terslik olduğunun farkına nasıl varamamaktadır?

Bütün bu dediklerimin  bir tanesinin bile aksini idda edene gülünse az mı kalınır? Yoksa ben mi çok fesatımdır? Bu sefer baya değişik bi tarzda mı yazmışımdır? Bana ne olmaktadır? :)

Tapınan Şövalye

__paladin2.jpg İki chapter’lık bir dialog-hikaye yazmaya yeltenmiştim, ama devamını getiremedim :) .. bi de dozajı gene hafif oldu galiba :D .. Amaan, idare edin işte..

 Arti,  ‘ Tapınak Şövalyeciğili ‘ nasıl birşey diye meraktan çatım çatım çatlar ve en yakın “Ulusal Tapınak Şövalyeleri Alım Merkezi”ne müracat eder. Gerekli formları doldurur, fizikıl training’ten 9/10 alır, mental çekup’tan babayı…öhömm… 11/10 alır ve son aşama olarak Baş Şövalye ile mülakata çağrılır. Bu abi Girit adasındaki şatosunda ikamet etmektedir. Garajdaki helikopterime atlayıp dooğru oraya uçarım. Adaya yaklaştıkça adanın benden uzaklaşması gibi garip bir imgelem görürüm. Akabininde helikopterin elektronik sisteminde arza meydana gelir, pervane durur ve düşmeye başlarım. “Pilotu fırlatma” düğmesi aklıma gelir ve bastığım gibi kendimi paraşütle havada glide ederken bulurum. Heli. suya çakılır.. Ben denize düşer ayak altta sular fokurdamaya ve bir kara parçası yükselmeye başlar.. Sağ-sağlim konarım bir karpuz ağacının üstüne.. Sonra gözüme ilişen, boydan boya sarıdan-kırmızıya gradient’ı olan, Alice Harikalar Diyarın’dan çıkmış gibi duran, barok stili bir şatoya polyanna modunda seke seke ilerlerim. En sonunda anasayfaya…pardon anakapıya varırım. Mübaşir gibi bir zangoç nöbet tutmaktadır ve beni içeri almadan evvel elime %89′ u dolu bir bardak verir. Ve bu bardağı hiç bir kelam etmeden Baş Şövalyeye götürmemi ister. Devasa kapılar gacır gucur açılır.  İşbu şövalyemiz takribi 60 yaşlarında, başında siyah takkemsi örtüsü, mor sakalı, elinde yakutlu asası, dudağında piercing’i, bir eli yağda bir eli arı kovanında, yeşil entarisi ve kırmızı peleriniyle; kısaca gayet zibidi bir kostümle tahtında beni beklemektedir. İki yanında bayan-bankacı kıyafeti(döpiyes) kılıklı pers cariyeleri yelpaze sallamaktadır. Ben de mübaşirin(yoksa zangoç muydu!?) dediği gibi tıpış tıpış (duruma göre paşa paşa) bardağı şövalyeye sunarım:

- Su gibi aziz ol evladım..
- Amca ’su’ bir Aziz değildir, benim bildiğim St. Patrick, St. Valentine, Pavlus, Pavlov’un köpekleri  fln var aziz olarak. Saint Su hiç duymadım şimdiye kadar.
- Aziz burada yüce manasında.. Senin Türkçen kaç?
- Hııı …. İyi de su yüce de değildir ki.. elinin kiridir.. bizim universal çözücü ne zaman yükseldi kariyerinde? Olsa olsa pazarlama taktiğidir bunlar…damacanacıların şeysi… Buzzword for water = Aziz olmasın ?
- Konuyu çekiştirme evladım. Su olmasa napardık?
- Su olmasa biz de olmazdık dimi?! Peki niye Mars’ta su bulunursa canlı da bulacaklarını zanıyolar? Susuz yaz gibi susuz yaşam formları da gelişebilir pekala.
- Herşeyi çok bildiğini sanıyorsun değil mi?
- E yani, az bildiğimi söylesem yalan olur.. Bu yüzden burada değilmiyim ztn. Benim gibi kalifiye tapınakçı nerden bulacaksınız? İşveren olarak asıl siz bana muhtaçsınız. Emekçiyim, özgürlük mahkumuyum, sloganların hastasıyım..!
- Bu agresif ve kont-gerilla tavırlarını şahsen nahoş buluyorum.
- Ben de sizin bu acayip hayvanlara, kara solucanlara benzeyen tipinizi myhoş buluyorum.
- Şimdi anladın mı neden bana su verdiğini?
- Yooo..
- Sana sadece tşkkür ettim ve peşinden sarf ettiğin sözlerin varyetesine bak. Gösterdiğin muhalefet performansını ve serbest-çağrışım metoduyla yaptığın konudan konuya ultra-hızlı geçişlerini bizzat müşahede etmek istemiştim.. Seni politikaya sokmayı düşünüyorum.. Hem bak ikide bir, 150-200 senedir devletin içinde fink attığımızı söylüyorlar, her ne kadar öyle bir şeye ben şahit olmadıysam da during my reign, artık zamanı geldi..!
- Entelijans fukarası, moronlara özel hazırlanmış beylik lafları nakarat yapan, saman altından akarsu yürüten, laf anlamayı geç dinlemekten bile uzak partizancı tiplerle muhatap olamam ki.. Ayrıca gerçek-zamanlı hitabetim çok zayıftır ve tribünlere oynayamam. Long-tail’de kalayım mümkün mertebe.
- Konsülümüzün murahhas üyesi olmak için bazı şeyleri göze almalısın! Bunu ztn bildiğini düşünüyorum..
- Ben hiç bir şeyi göze almam !.. Hatta bazı düşüncelerim vardır ki ağzada alınmaz.
- Ne gibi?
- Düşüce suçuna girenler gibi. Hatta söyleyenin tipine göre suç olan laflar gibi.

Açık kapının ardında bizi dinlemekte olan zangoç araya girer:

- Hem bir deyimi dalgaya aldın, hem uzaylılar hakkında düşünceni belirttin, hem iş/kariyer dünyasına 2 farklı yerden salvo yaptın, hem siyasete dokundurdun, hem popüler bir şarkıya gönderme yaptın, hem sinema filmi ismi zikrettin, hem Lewis Carrol’un hem Ivan Pavlov’un hem de Eleanor H. Porter’in o meşur eserlerine teğet geçtin, hem geleneksel komplo teorilerinden birine değdin-geçtin, gerçek kişiliğinden bir kuple arzettin, hem kendini sena etmeyi yine ihmal etmedin ve bunları cins cins eski türkçe & ing. vocabulary kullanarak bir kaç satırda yaptın … abi sen nesin ya?!

- Zihincell kaçkını bir bireysel birey.

Mülakat biter, odadan çıkarken Şövalye 11%’i dolu bardağı geri verir ve Zangoça içirmemi ister. { var ya bu su içme/içirmeye öyle bir mana yükledim ki, anlayanın bloguna 1 senelik rss abonesi olacam :) } [ nasıl, ödül çok çekici dimi, sizi blogçular siziiii… !! ]

Cilalı Kariyer Devri

yabba_dabba_do_by_jpox.jpgBaşlık tam benim stilimdi, çok hoşuma gitti, Orpen* ‘den carbon copy yaptım. Tabi evveliyatında izin de aldım. Şu blogta resimler hariç başkasından tırtıkladığım tek şey oldu ve aslında hiç hoşuma gitmiyor bu durum. Düşündüm düşündüm fakat daha flamboyant bir title bulamadım. Bu yüzden şöyle bir çözüm öneriyorum: Ey Orpen ! Siz değiştirin başlığınızı. Nükleer başlıklı başka bir isim bulun yazınıza.. ;)  Gördüğünüz gibi dağdan gelip bağdaki başlığı kovmaktan hiiiç imtina etmiyorum. Yüzsüzlük diz boyu..

Genelde başkasının yaptığı birhangi şeyi bırak taklid etmeyi, 9.15m barajı kurmadan yanından geçmem. Onu da geçtim, kendimi bile tekrar etmeme güdüsü tarafından dürtüklenmekteyim … bilmem farkettiniz mi ?… :)

Söylenecek tüm ciddi sözleri Orpen gayet kompakt bir uslupla ifade etmiş. Üzerine ahkam kesemicem. O gaddar şık anlatmış.  Bana işin dalga geçim kısmı kalıyor haliyle. Ztn son yazılarda yeterince ciddi takıldım, hem kendime hem size ayar çekeyim. Kaskınızı takın bakalım :

Yazarken biraz daha accurate olmak için İK sitelerine girdim. Süslü işler aradım. Yada belki çok süslü işler aradım. Pek bulamadım..Hatta hiç bulamadım..Hayal kırıklığına uğradım…elime hiç malzeme geçmedi :/  :(  :+ …. Yoksa, var yaaaa……!!!.. Ne umutlarla yazıya başlamıştım. Aç Artificial kendini blog ambarında zannedermiş. Hayalimdeki ‘cilalı kariyer’ postuyla birlikte bir kariyer sitesinde editörlük bile kapabilirdim belki.. Ama olmadı.. olamadıı…Kader ağlarını gene ördü. [Kader tavan arasındaki örümceğimin adı. Bir de abisi var: Kadir ] {not:tamamen yalan}

Şunları gördüm ;

1) Aynı işlerin birden fazla etiket ile anılması Türk iş ortamının standartlardan ne kadar uzak olduğunun bir göstergesi olabilir. Yani benzer ebatlardaki iki XYZ uzmanı, farklı şirketlerde farklı görevleri icra ediyor gibime geliyor. Ama ikisi de XYZ Uzmanı..

2) Bazı posizyon isimleri yarı ingilizce. Hadi ben bana mahsus bir alan olan blogum’da kullanıyorum , aklımdan geçeni arındırmadan yazıyorum, ama  profesyonel yaşamda public’e (hele ekseriyeten ing. bilmeyen bir ahaliye) açık bir ortamda ingilizce de neyin nesi.  Bu ne karizma, bu ne lahana turşusu. Hem şirketler hem çalışanlar cins cins sıfatların arkasına sığınmaya çalışıyolar. İyi de bu fotoşoplanmış görüntü sadece sektör dışındaki, barbar (yabancı) insanları etkileyebilir. Ve ilüzyon çok çok 2-3 iş ilişkisi endure eder, sonra söner. Boyalar dökülür, sıfatlar kaybolur. Eşeğe altın semer vurmuşlar, ah vatanım demiş…… Hihi…. deyimi yanlış bildiğimi sandınız dimi?.. Hyr, kandırdım bilakis…. Anladın sen onu..

 Aranızda birazdan yorumlayacağım işleri yapanlar olabilir.
Niyetim kesinlikle onları aşağılamak değil …….. yerin dis-dibine geçirmektir !!!.. dermişim.. Ay pek bi şakacıyım bugün… Yok yok alınmayın siz gene de. Meşru işlerde emek harcayıp cebe indirdiğiniz kazancınıza şapka çıkartmaktayım (Sonra o şapkanın içinden tavşan çıkartmaktayım). Hele mesleğiniz hiç tanımadığınız ademoğullarının hayatını kolaylaştırıcı unsurlar içeriyorsa.. oohh ohh… ekmekli kaymak kadayıfı [her ne kadar bu tatlı bana birşey ifade etmese de, durumu anlamanız için, sizin için kullandım,  just for you ;) ]

1) Müşteri temsilcisi & satış temsilcisi : Bunlar kardeş olmalılar. Müşteri temsilcisinin kimi temsil ettiği pek bi muallak. Şirketi müşteriye karşı mı, yoksa müşteriyi şirkete karşı mı? Turkcell’de bu pozisyonda çalışan bir arkadaşa aynısı sordum; “o an hangisi kolaysa onu temsil ediyorum” dedi. Kendisini yılın stratejisti seçiyoruz.. Satış temsilcisi ise tescil ettirdiği bir ürünü tecil ettirdiği askerliği yüzünden satamayabilir. Askerliğinizi yapın sonra ticarete atılın. Bu arada ben hala askere gitmedim, istemiyorum, vicdani retçiyim ve vicdanım çok rahat, çünkü reddettim. Vatan sevgisi yok, çocuk sevgisi çok.

 Neden illa ki bi temsil olayına ihtiyaç duyuluyor orasını da anlamış değilim. Ben kimseyi temsil etmeden, özgürce, sırf kendi kimliğim üzerinden satmak istiyorum belki … Arti from Zzz Corp.  deyince otomatik temsilci statüsüne bürünüyorum tamam da, bana ters.. 

3) Yönetici asistanı: Sekreterin afilisi. Bunları parlak bluzlu, vatkalı, fiyonk&süpürge saçlı, göz kapakları yeşil-mavi boyalı, kalıbı bozuk pantolonlu ve haliyle dişi  patron yaverleri biçiminde tahayyül edebiliriz. Ama etmeyin isterseniz :).. Zarar vermeyin kendinize.. Rüyanızda gul-yabani formatında görürsünüz mörürsünüz, başıma iş açmayın… Aslında bana da bir tane lazım “personal asistant”lardan. Her türlü angaryayı üstüne yıkabileceğim maharetli biri. Amerika’da mevcut böyle tipler,ordan ithal mı etsem ajaba?!… Keşke biri doğum günümde hediye etse..

-Arti bak sana ne aldım ?!
-Ne aldın, ne aldınn !?

 O sırada kocaman bir pasta içeri girer ve ben heyecanla mumları üfleyecekken içinden personal asistant’ım çıkar..Bir elinde ayna(defter), bir elinde cımbız(kalem).. umurunda mi ki dünyaaa (işi gücü benim angaryalarım çünkü)… Bay olmalı, vitrinlik olmalı, über-prezantabıl olmalı, askerliğini rambo olarak yapmış olmalı, geleceğe ait bir beklentisi olmamalı, yumurtalarım kapıya dayanınca road runner kadar cool ve gamsız ve anksiyete-free olmalı.

4) Ön saha satış elemanı: Benzin pompacısının polished versiyonu. Ön saha varsa arka saha da vardır. Arka sahada amatör lig futbolcular mı var acaba.. Ön sahadan kazanılan geliri arkadakilere mi akıtıyorlar ajaba.. Yahut patronlar esas saha çalışmalarına başlamadan evvel, bu vatandaşları akıncı birlik olarak mı salıveriyorlar.

5) Xxx uzmanı: Hep uzman aranıyor. Halbuki yeni mezun bir acemiyim ben.. O almassa işe, bu almassa işe nasıl azmanlaşıcam. Şirket politikalarındaki hata işte.. Bir uzman+bir çaylak almaları gerekli eğer İK sirkulasyonu fazlaysa. Sonra 2de1 yeni&hazır yetişmiş azman ara ara dur..

6) Satış mühendisi: İlan veren güzel kardeşim !!  Satmanın mühendisi olmaz.. Pazarlamacı derler ona. Prof. gözükecem derken Kıroluk yapma.

7) İş geliştirme yöneticisi: Bu abimiz hem pazarlamacı, hem müdür hem de accountant karması bir mutant olmalı. Aynı zamanda çok uyanıktır. Taşı sıksa para çıkartır.. Ciğerinlerini bilirim (kararmış ve pörsümüştür çünkü sigara içebiliteleri fazladır)…

 Eveeet, bir programın daha sonuna geldik. Yayında emeği geçen tek ben olduğum için kendime tşkkür ederim.

Kalçırıl influenza

Günlük hayatta Kültür deyince hep görgü ve okumuşluk seviyesi anlaşılıyor. Halbuki ben gerçek manasında kullanıyorum, kullandıktan sonra da muhatabımın diğer manada anladığı aklıma geliyor. Başka hangi kelimeyle ifade edilir acaba Culture? İngilizce olarak telaffuz mu etsem diyorum ama o zaman da ukala diyecekler yada hiç anlamayacaklar.

Kültür bir toplumun hayata karşı geliştirdiği reaksiyonların toplamına deniliyor bildiğiniz gibi. Göçler, savaşlar, altın çağlar, baskılar, coğrafi şartlar, iklim vs. ne kadar dış etken varsa hepsi kültürün şekillenmesinde rol oynar. Nesiller boyu sürecek kalıplar yada normlar oluşur. İyisiyle kötüsüyle kemikleşir. Damak tadını bile belirler. Çinliler bizim yağlı yemekleri sevmezken bize de onların bahartları ağır gelir. Body gesture’ları ters anlaşılabilir. Bu coğrafyada insan karşısında eğilmek onur kırdırıcı bir davranışken Japonlarda saygı alameti.

İçinde depreştiğimiz 2000′li yılların ise kendine has bir kültürü var. Tüm dünyayı saran, etnisite dinlemeyen, paraya endexli, stereotype’laştırıcı bir kültür bu. Kapitalist iş dünyası bize lüxü ihtiyaçmış gibi göstermeyi başarıp kaleyi içerden fethediyor. Film, müzik, teknolojik oyuncaklar, eğlence&tatil ve bunları elde edebilmek için yıpratıcı bir iş temposu. Bu sarmaldan kurtulmak kaç yiğidin harcı? Bazen hayat şartları bağlıyor adamı bazen hedonist eğilimler bazen de can sıkıntısı ve çevredeki gerzekler. Popüler kültür de değil tek bahsettiğim. Niş(!) alanda yaşamak isteyenler için de dayatılan bir hayat var. Ya onlardan ya bunlardan olacaksın mantığı var. Cast sistemi sadece hindulara mahsus değil yani. Teenager’ken yeni tanıştığımız kişiye dinlediği müziği sorardık, ona göre arkadaş olunurduk. Rockçı’ysan şöyle şöyle karakterin vardır, metalciysen FRP de bilirsin, popçuysan yarı-maganda veya ağırbaşlı efendi çocuk tiplemesine sahip olmalısın gibi kalıplar vardı. Bilmiyorum durum hala aynımıdır ama şablonlardan geçilmiyor ortalık. Nevi şahsına münhasır insan açlığım belki de o yüzden sürüyor.

Modern kültürde müzik fitne başı bence. Her şeye maydonoz oluyor, cepte de taşınır oldu ztn ipod’la. Yolda annem yaşında hanımların bile kulaklıklarla gezdiğini görüyorum. Herkesin hobisinde müzik dinlemek var dikkat ederseniz. Hobiye bak hizaya gel. Dinlemek, bakmak, koşmak, konuşmak, yemek yemek hobi olamaz. İş olur, vakit geçirme/öldürme aracı olur ama hobi denmez. İster ondan para kazansın, ister sadece tüketici olsun madde bağımlısı modunda müzikle yatıp kalkan insanlar var resmen. Belki realiteden placebo etkisiyle kaçış yaşıyorlardır. Belki gerek sözlerinden gerek melodisinden geçici bir sükun buluyorlardır ama herşeyin bir sınırı ve dengesi var. Azı karar çoğu zarar. Sorunlar için çözüm dışardan elde edilmez. İnsan kendi içinde çözerse çözer, dışardan ise materyal temin eder. Biolojik olarak da bölye değil mi?

Disney’in çocuk dizileri yada şovları fln var. Bir tanesinin ana karakteri 15′lik bir popstar ve hayat onun etrafında dönüyor.  Entertainment industry daha çocukluktan beyin yıkamaya başlıyor. Başarı; parayla, meşhur olabilmekle ve çevreden saygıyı geçtik hayranlık duyulmasıyla ilintilendirliyor. Ne kadar hasta ruhlu kıstaslar. Gel de anlat …

Eski yıllarda Şirinler siyasi hedefler için bu görevi ifa ederdi. Kominizm propagandası için imal edilmiş bir çizgifilm. Yaaa.. kaçınız biliyordu bunu söleyin bakalım ?!. Şirinlerin bir lideri vardır(şirin baba),105 karakter vardır ve hepsi statü olarak eşittir ve belli görevleri vardır. Şirinler’deki olaylar/maceralar ve karakterlerin birbiriyle interaction’ları hakkında konuşacak o kadar çok şey var ki aslında, neyse…

İşlerin en korkunç tarafı ise bütün bunları, mevcut sistemde yoğrulmuş normal(!) bir bireye en azından haberi olsun diye anlattığınızda “hadi cnm sen de ordan”  tepkisiyle karşılaşmak. Eh sadece anlatmaktır boynumun borcu. Herkesin kendi iradesi ve seçim hakkı vardır. Saygı duymasamda göstermek zorundayım  :)

{Baştan okudum yazdıklarımı; Metinde düşünce akışımda kopukluk ve transition hataları var, neden böyle oldu bilmiyorum ama siz boşlukları doldurun işte bi zahmet, herşeyi benden beklemeyin. Self-servis blog burası :) }

Mistik Aikidocular !

semazen_3.jpg

Kimlerden bahsediyorum bilin bakalım; üstlerinde Aikido elbisesi, kafalarında uzun ahçıbaşı şapkası vardır. Fırfır her ortamda {Sahnede,açık havada, mağmada, kültür-sanat etkinliklerinde, occasional ayinlerinde … etc}  dönmeleri en büyük özellikleridir………  Semazenlerden söz edeyrum.

Göyya Mevlana tanrı sevgisinin top yaptığı (vuslat) anların birinde ” ya hu herşey dönüyor, o halde varım. Ben de pervane olmalıyım” demiş ve başlamış helezonik bedensel devinime. Boynu bükük, bir ayağı sabit, elleri Hak’tan al Halka ver manasında yukarı ve aşağı bakar vaziyette, kendinden geçmişçesine ööööyle dön baba dönelim. Allah’ı anma (zikir) böyle olmaz kardeşim.  Konsantre düşünüp/tefekkür edip akabininde belli hissiyatları kendine induce ettirmek istiyorsa insan, Allah’ın belirttiği yoldan çıkmadan bunu yapacak . Dışardan bakan yahut esas manzarayı temaşadan muaf insanlarca masum ve kullanışlı gözüken bid’at diye adlandırdığımız ’sema’ gibi eylemler, içinde zibilyon konsept çarpıklığı içermekte [evet,bu cümleyi ben kurdum, yupii].  Here we go;

1) İbadetlerin şekil&şemali fix’tir; ekleme çıkarma yapılamaz, maslahat babında yeni formasyonlar getirilemez. Farz olanlar haricinde nafile ibadetler sosyo-dini sakıncalar içerdiğinden toplu yapılmaz. Peygamberimiz de böyle uygulamıştır.

2) Hz. Peygamber, sema gibi içeriğini insanların uydurduğu ayinsel eylemlere katıldığı, teşvik ettiği yahut bizzat yaptığı vaki değildir. Olamaz da ztn.

3) Mesnevi’den bir kaç kuple okumuşluğum var. Komple okuyup ahkam kesmem daha doğru olurdu ama şu an ki bilgim de durumu kotaracak seviyede bence. Adam resmen psikolog ve öğretmen. İnsanlığın hallerine über-vakıf. Bilgisini hem öğrencilerine aktarıyor hem de edebi bir dille yazıya döküyor. Sanatçı da yani. Böyle denli bilge insan profile sahip bir adamın, x-ekseni etrafında periodic 360 derece dönerek Allah’ı anmış olmayacağını gayet iyi bildiğini düşünüyorum. Mevlana öldükten sonra tarikata/dergaha katılan densizler tarafından türetilmiş olmalı Sema. Yoksa hoca işin nereye varacağını kestirip engellerdi.

4) “Ne olursan ol gel sözü” Mevlana’ya değil İranlı şair Ebu Said’e aitmiş. Hadi aynı mottoyu o da kullanmış olsun. “Ne olursan ol gel ama öyle kalmaya devam et” manası çıkartıyor günümüzdeki zibidikler.

5) Yeni bir klip gördüm geçen gün. Şarkıda kız adamla göbek atıyor, bir sonraki karede Semazen. Semazenin kostümü de bir hayli fantastik. Yarı semazen yarı DJ kılığında, kafasında beyaz snowboard gözlüğü fln. Orjinalliği seven bendenizden tam puan aldı o kıyafetle. Ama işte olayın kendisine karşı olduğumdan overall’da 0 veriyorum :).. Sema laubaliliktir.

6) Hoşgörü, farklı kültürlerle yaşama, tolerans, yumuşak huyluluk vs vs gibi erdemler 13 yy.’da mı icat edilmiş? Neden 2de1 Mevlana referans gösteriliyor. Bunlar İslam değerleri. Bunlar insan olmanın gerektirdiği davranışlar.

7) Sözüm ona ulvi bir hedefi olan Semanın, sufi(!) çevrelerce set edilmiş özelliklerinden(!) uzaklaşıp(!) günümüz entertainment industry’sine hizmet ettiğini görüyoruz. Universiade açılış seramonisinde modern bir şov bile düzenlemişlerdi çocuklar. Youtube’dan bulabilirsiniz.

8) Daha yazacağım çok şey var da yerim müsait değil. Başka bir blog açıp orda anlatmam lazım aslında bu konuları. Zihincell’de ağır kaçıyor biraz. Aslında anlayacak vatandaş anlıyor. Uzatmaya da gerek yok.

Youtube da zikir yada dhikr diye aratın bakalım ne videolarlarla karşılaşacaksınız. Toplumun kadınları cahil kalınca/kaldırılınca erkekleri ilkellikle sınır tanımıyor. Sounds familiar, isn’t it? Cahilin dindarlığı artıkça sapkınlığı da artar diye bir söz vardır (bu cümleyle demek istediğimi düzgün anlayamamak okuyucunun sorunudur). Kafasından, Semada olduğu gibi anlam yüklenmiş ritüeller türetir bu tipler. Oysaki İslam’da sade şıklık vardır. Yalın ama doludur. Pırıl pırıldır. Baktın mı dibi gözükür, dibinde bulanıklık da yoktur.

El-hasıl, Semazenleri 1000km/hrs ile semaya fırlatacak güçlü kuvvetli, mesir macunu yemiş fırlatmanlar aranıyor.  Cellat kılıklı olanlar tercih sebebidir.

Lastik Günler

sunvsmoon2.jpgGüneşi balçıkla sıvayabilecek universite mezunu adaylar aranıyor.  Kapadokya çömlek atölyelelerinde staj yapmış olması tercih sebebidir.

Bir an önce 21 Haziran’a hat çekmek istediğim şu yaz günlerinde Güneş batmak bilmiyor. Bundan rahatsız olmam 2 sene önce başladı. Saat 5.30′da yanıp 20.30′da sönüyor ampülvari gökcismimiz. Bir Gece insanı olarak tek çözümü geç kalkmakta buluyorum. Saat 11-12 arası kalkarsam daha az muhatap oluyorum ışıkla. I feel like I’m exposed under the Şems. Şemsiye kullansam yeridir çünkü mahremiyetimi ihlal ediyor ışık. Ele güne karşı vezir etmeden rezil ediyor.  İsviçreli bilimadamlarına göre 6 ay Arjantin’in güneyi ile 6 ay Danimarka habitat’ım benim. Böylece mutlu mutlu kış ve karanlıkta yaşarım her daim.

 Hava yağmurlu ve kasvetli olunca da kara enerjiyle (”kara”sıfat değil, uzaydaki var ya..) doluyorum. Birçok ise insan miserable hissediyor nedense. Onları böyle görünce benim zihnim açılıyor, kaslarım çözülüyor. 6′da bir yerçekimi varmış gibi  hafiflemiş, benim için küçük insanlık için büyük işler başarabilecekmiş gibi hissediyorum. Ruhsal Symbiotic (commensal* cinsi) yaşam tarzı işte.. Parasitic olmadığımı da henüz iddia edemem ama umarım kurtulacam bi gün bu durumdan.

 Kışın ne güzeldi.. Gece 17′de başlayıp sabah 7′de bitiyordu. Saat erken olmasına rağmen insanlar bilinçaltında eve dönmeleri gerekiyor gibi düşünüyorlardı . Şimdi ise eve girmiyorlar. Ztn havalar ısınıyor, evler klimasız durulmaz oluyor. Geç saatlere kadar her taraf vıcık vıcık insan. Restoranlar/cafeler yemekhane gibi. Hatta bazıları biri masadan kalsın diye sıra bile bekliyolar.. Ne rüküşlük yaa….

 Nirvana Teen Spirit’te durumu özetlemişti: With the lights out, it’s less dangerous.

Adrenalin Pompası

Bu akşam 21.30 sularında bisikletle sahilde turlayayım, spor yapayım, sağlıklı ve endorfin salgılayan bir birey olayım dedim çıktım yola. Evde/bilgisayar başında otur otur ayak-bacak-bel kaslarım mahvoluyor. Ben ki normalde restless biriyimdir, mental sağlığımı da etkiliyor hareketsizlik. Ofislerde çalışan  bankacılar, mühendisler hatta patronlar erken çöküyorlarsa biraz da bu yüzden. Anlamazdım niye sabahın köründe koşarlar diye. Aslında hala da garip geliyor; önce erken kalk sonra koş mahmur mahmur sonra eve gel kahvaltı ve bıcı bıcı fln yapıp hazırlan sonra da işe git… Benim pragmatist kültürüme ultra ters bi tarz. Ama saygı duyuyorum o şahıslar disiplinli olmalarından ötürü. 

İnsanın işi hem cebine hem aklına hem bedenine hitap etmeli. Tabi böyle ideal bir işte çalışan varsa beri gelsin; cv mi yollayım, para da istemiyorum. Ztn siz sonra vermek zorunda hissedeceksiniz kendinizi :) Baştan söyliyim; saat 10′dan önce işe başlamam. Uyumam lazım. Proje bazlı çalışmayı tercih ederim. İş arkadaşlarım eğlenceli,nezih ve sensible olurlarsa kreatif&optimist modda kalabilirim. Strateji/Algı çarpıtma/Pazarlama/Sürü insan yönetimi  gerektiren işler ilgi alanıma girip egomu körüklemekte. Hands-on experience’ım gerçek anlamda yok, teorik bilgim çok ;)

Bugünkü macerama gelince;  Evim ile bisiklet binim parkurumun arası 200 metre falan, arada sadece bir yol var. Sonra ver elini denize nazır, adalar panaromik manzaralı 2km’lik düz bisiklet yolu. Gündüz dururken neden akşam derseniz; Diğer semtlerden gelip denize girmek isteyen genç&kibar arkidişlerle dolu ortalık. Bunlar birine sataşmak için mazeret arıyorlar. Ben ise tipten çok kaybediyorum. Sarışınım fln, saçlarım altını ordan da zenginliği çağrıştırıyor galiba otomatik. Bunlar böyle kara kara tipler, genetik farklılığımız düşman/rakip olarak algılanmama da neden oluyor. Genetik fenotip ve etkileşimleri hakkında kitaplarda bulamayacağınız orjinal bir yazı yazacağım yakında ztn.  I’m the one who is always picked up, so I prefer to stay away, stay in my cave till the night grows. 

Geçen hafta da aynı saatlerde sahile inmiştim, hava baya serin olduğundan kimsecikler yoktu. Bugün ise iğne atsan sana geri atarlar vaziyette. Normalde tıklım tıklım olan bir mekanda sıfır insan görünce Accayip Hoşuma gidiyor. Saat 19.00 sonrası Eminönü, saat 21.00 sonrası Kadıköy vs vs… Garip bir huzurumsu birşey dolarmış gibi oluyor ama tabi dolamıyor her zamanki gibi… Eksik var eksik…

 Neyse, parkurun sonuna kadar gittim sonra bizim buralara geri döndüm. Bir sapak var, oradan girince direkt bizim evin sokağı karşına çıkıyor. Ama ben o sapağı geçtim ve sahilin diğer ucuna kadar sürdüm (Eliza’ların oraya). Bloga, sahil eşrafının ahvalini&zavallığını anlatan bi yazı yazayım diye aklımdan geçirirken soldaki çimenlikten köpeğin teki kalın sesiyle aniden pörtleyiverdi. Sessiziğin ve karanlığın içinde (tepe lambaları çalışmıyordu aksi gibi) tın tın giderken, birden kaçıncı boyutta yaşadığımı şaşırdım doğal olarak. Köpeği karanlıkta hayal meyal görüyorum..Resmen kaslı maslı bir mahluk. Baktım gittikçe yaklaşıyor kalın sesiyle ve yarım-kangal boyutuyla ve beyaz postuyla…. Bastım gaza… Tabi köpek de bastı gaza !!… Ben acaba bu kas yumağını arkada bırakırmıyım diye düşünürken, 3 sn içinde alarma geçmiş yeni yeni köpekçiklerde çıktı piyasaya. Normalde kovalamazlar ama bu ilk gangaster monster havlayınca sürü piskolojine büründüler. . Artık peşimde 3-4 köpek var iyi mi? .. Öyle BÖyle Nitro moddayım….  O da ne??… Köpeklerden biri sol ön çaprazımdan saldırıyor… Aklı sıra önümü keserek kahraman olmaya çalışıyor.  Hem saldıracak hem de ezilmek istemiyor. En çok da ondan korktum. Ztn hızlı gidiyorum, manevra kabiliyetim azaldı.. Düşünmek için 1.5 saniyem var….. biraz sağa kırıp gidonu, daha çok asıldım pedala… Yavaşlamak diye bi şansım yok yoksa nutrition değeri gayet yüksek bir akşam yemeği olacam bu salak sokak köpeklerine. Ya bi de köpek kovalar, yakalayamayınca bırakır dimi ?!.. bunlar hırs yaptılar, bırakmıyorlar peşimi bi türlü… Benim de bir stamina’m var sonuçta…  Millet çimenlerde/banklarda oturuyor ve ben peşimde bilmem kaç köpek hız rekoru kırıyorum yanı başlarında. Önden evli çiftler fln gidiyor. Onlar da korkmuşlardır. Bir sürü hayvanat benle beraber onlara da doğru geliyor…. Yol düzdü, dönemeç geldi !! Ben yoldan gidiyorum ama köpekler çimenlerden shortcut yapıp karşıma çıkacaklar..baya da zekiler hee.. Tam o sırada bir kaç erkekten oluşan bir grup, köpekleri korkutmak için  “Şştt, Hösst” gibi seslerle olaya müdahale ettiler. Yaratıklar arkamdan koşmayı bıraktı veeee… mutlu son…

 O kadar eğlenceliydiki. Uzun zamandır bünyem bu kadar yoğun Adrenalin pompalamamıştı. Tek üzüldüğüm şey keşke biri daha yanımda olsaydı da  heyecanı birlikte paylaşsaydık. Bi de köpekler hızıma yetişemedi ya…niohaha.. Fiziksel üstünlüğü hissetmek erkeklere iyi geliyor :)

 Aynı yoldan eve dönmeye bi hayli korktuğum için Bağdat Caddesi’ne çıkıp kaldırımdan gitmeyi tercih ettim. En azında tikilerin arasında karizmatik slalomlarla gidecektim. Hem Sahildeki tiplere nazaran, daha bi aile tarzı ortam vardı.. Eve sağ sağlim ulaştım ya..şükür çok…

Bireysel Pişişim

Mükemmel insan yoktur, olgun insan vardır.

Hadi bir kişisel gelişim reçetesi de ben yazayım. Motivasyoncu koç(coach) pozları keseyim. Farkındalığın ne kadar önemli bir şey olduğundan dem vurayım. Bir de üstüne ‘bunu bunu’ yapmassan sen kaybedersin diyeyim. Şuursuzca(geçmiş-gelecek kavramsız) yaşayanların içinde lemurlarında olduğunu hatırlatayım. Kurum içi(blog içi) eğitim babında birşeyleri maddeleştirip ezberleteyim. İşte hamdım, piştim, olgunlaştım reçetesinin çetelesi:

0) Kendini tanımak (self-tanışım baya zordur genelde) (dikkat ettiysen 0(yazıyla sadece sıfır) dedim başa.. anladın sen..)
1) SWOT analizi, hususen zaaf ayıklaması
2) Hedef koyup sorumluluklarını bilmek
3) Fedakar olup sana ait birhangi şeylere kıyabilmek
4) Life-long sabır
5) Maddeler çoğaltılabilinir…gerisi size kalmış..(göz kıpraşımı)

Bu arada ahkam kesmek gayet nefissel tatmin sağlıyor biliyon mu? Ben yalayıp yuttum olayı. Ztn hep bu moddayım dostum. Mavi hapı yüzyıllar evvel seçtiydim. Sen sümüklü sümüklü kalecilik yapardın o sıralar (bayanlar için: evcilik [evcilik oynayan kız çocuğu kaldı mı acaba şehirde ??] ). 40 fırın baston ekmek için malzeme&sermaye de benden. Pek de bonkörüm: şekil 007.  

 Şimdilik yeter sana bu kadarı ! Feyz almaya devam etmek istiyorsan diğer postlarıma uzannn..